18 Haziran 2009 Perşembe

Modacıların parfüm aşkı...

16 Haziran 2009 tarihinde www.gercekgundem.com'da yayınlanan bir röportaj pek çoğumuzun ilgi alanıma girdiği ve oldukça bilgilendirici olduğu için hiç bir yerini kesmeden-değiştirmeden sizlerle paylaşmak istedim.

Modacıların parfüm aşkı...


Dünyanın önde gelen markalarına başta parfüm alanında olmak üzere danışmanlık hizmeti veren Beauturk International firmasının kurucusu Turan Demiral ile moda-parfüm ilişkisini ve Türk markalarının bu alanlarda neler yapabileceklerini konuştuk.

Yaptığınız işi kısaca anlatır mısınız?

Beauturk olarak Almanya merkezli faaliyet gösteriyoruz. Başta parfüm olmak üzere skin care, make up ve aksesuar gibi alanlarda profesyonel tasarım, üretim danışmanlığı ve promosyon hizmetleri veriyoruz. Gucci’den Chanel’e; Dior’dan Bvlgari’ye kadar akla gelen tüm birinci sınıf markalarla birlikte çalışma imkanımız oldu. Bu çalışmalardan deneyim kazanma anlamında çok şey öğrendik. Moda dünyasının başta hiçbir sektörde olmayan başdöndürücü bir işleyişi, dışarıdan tahmin etmesi güç bir dinamik yapısı var. Ben sektörün işleyişini satranç oyununa çok benzetiyorum. Kaç hamle sonrasını görebilirseniz o kadar kazanırsınız. Başarı kesinlikle uzun vadeli plan ve stratejileri iyi yönetmekle elde edilebiliyor. Biz markaların ileriye dönük hamleleri yaptıkları ve artık sadece isimlerini sattıkları bir yerde devreye giriyoruz. Bugün itibariyle Frankfurt’ta bulunan merkezimiz ile İstanbul ve Milano’daki ofislerimizle, birinci sınıf parfüm ve aksesuar üreticileri, tasarımcıları ve tüketicileri arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere uğraş veriyoruz.

Modacılar için parfüm yapmak neden bu kadar önemli?

Parfümün tarihini inceleyecek olursak insanlık tarihinin başlangıcına kadar gitmemiz gerekir. Avrupalıların doğu kavimlerinden doğal kaynaklardan koku kazanma tekniklerini öğrenmeleri ile parfüm, 18. yüzyıldan itibaren Avrupa saraylarının, özellikle de Versailles Sarayı’nın vazgeçilmezi oldu. Paris’in meşhur parfüm evlerinin ilk örnekleri de yine bu dönemde ortaya çıkmaya başladılar. Parfüm tarihindeki asıl kırılma noktası ise Francois Coty’nin 1917 yılında parfüm üretiminde sentetik kokuları kullanmaya başlamasıyla gerçekleşti. Kısa bir süre sonra da parfüm Coco Chanel (No: 5), Christian Dior (Miss Dior), Nina Ricci (L’ase du Temps), Marchel Rochas (Femme) gibi modacılar tarafından tasarımların vazgeçilmez birer parçaları haline getirildiler. Özellikle 80’ li yıllardan itibaren Gucci, Versace, Armani, Hugo Boss, Bvlgari gibi markalar isimlerini parfümleri vasıtasıyla global ölçekte çok büyük kitlelere ulaştırmayı başardılar.

Parfüm bir modacının kitlelere ulaşabilmesi için bir araç ve bu yeteneğin göstergesidir. Herkese bir Chanel elbise veya Bvlgari mücevher satamayabilirsiniz ama Chanel ve Bvlgari parfüm satabilirsiniz çünkü insanlar bu şekilde kendilerini dünya çapında markalarla birlikte konumlandırmak istiyorlar. Böylelikle tüketicileri de bu markalardan mahrum bırakmamış oluyorsunuz. Öte yandan parfüm, bir modacının ulaşabileceği en üst noktalardan biridir. Bir modacı için, bir marka için parfümden daha prestijli bir ürün olduğunu sanmıyorum. Özellikle İtalyan markaları bu fırsatı çok iyi değerlendiriyorlar. İtalya pazarını incelediğimizde sıradan bir yerel modacının bile ürün yelpazesinde parfüm ve kozmetik tasarımları bulunduğunu görüyoruz.


Bu açıdan Türk markalarını değerlendirebilir misiniz?

Avrupa ve Amerika’daki gelişmelerin aksine Türk modacılar parfüm ve kozmetik sektörüne çok fazla önem vermediler. Bu nedenle profesyonel anlamda yabancı markaların kozmetik ürünleriyle rekabet edebilecek yerli bir ürün tasarımı gerçekleştirilemedi.

Günümüzde Türk parfüm sektörünü pahalı ithal ürünler; taklit ve sağlıksız ürünler (açık parfümler vs); kalite açısından çok geride olan yerli ürünler şeklinde üçe ayırıyorum ve bunu da oldukça anormal buluyorum. Bu olağan dışılığın nedeni ise sektörde köprü görevi üstlenecek, kitlelerin sempati duyduğu yerli bir markanın kendi adıyla parfüm üretmemiş olmasıdır. Almanya’da Hugo Boss, Joop, Gil Sander; İspanya’da Paco Rabanne klasik Fransız markalarıyla yerli ucuz ve markasız ürünler arasında bir nevi köprü görevi üstlenerek girdikleri sektörde, zaman içerisinde klasik ürünlerin hâsılatlarını dahi geride bırakarak çok ciddi başarılar elde ettiler. Örneğin Procter&Gamble tarafından Alman Hugo Boss için üretilen parfümler erkek segmentinde bugün itibariyle bütün klasik Fransız markalarının önünde dünyada en çok hâsılatı yapıyorlar.

Peki Türk markalarında Chanel gibi, Hugo Boss gibi markalarla rekabet edebilecek potansiyel görüyor musunuz?

Türk modacılar bahsettiğiniz markalarla Türkiye piyasasinda çok iyi rekabet edebiliyorlar. Bu başarıyı parfüm ve aksesuar alanlarında da pekala gösterebilirler. Markalarımız özellikle perakendecilikte çok ileriler. Zaten bu konudaki en büyük avantajlardan biri de çok iyi mağazalaşmış durumda olmaları. Bugün itibariyle mağaza sayısı yüzün üzerinde olan birçok Türk markası var. Sadece Türkiye’deki bu geniş perakende ağı bile markalarımıza uluslararası bir başlangıç için gerekli altyapıyı sağlıyor. Türk modacıların artık Türkiye pazarında markalaşma evresini tamamladıklarını düşünüyorum.



Türkiye’de bu yönde bir eğilim olmasa da, uluslararası piyasalarda modacılar markalarını her alanda olduğu gibi parfüm ve kozmetik sektöründe de ekonomik getiriye dönüştürerek büyük paralar kazanıyorlar. Öyle ki, bazı markaların parfüm ve kozmetik ürünlerinden elde ettikleri gelirler ana faaliyet alanlarının getirilerinden çok daha fazla olabiliyor. Mesela Tom Ford, Gucci’den ayrıldıktan sonra asıl uzmanlık alanının dışında sadece aksesuar, kozmetik ve parfüm koleksiyonları hazırlamaya başladı. Chanel, Christian Dior, YSL gibi klasik Fransız moda devlerinin kozmetik ürünlerinden elde ettikleri gelir, toplam hâsılatları içinde en büyük kalemi oluşturuyor. Modayı geniş halk kitlelerine yayan Hugo Boss, Donna Karan, Armani ve Dolce&Gabbana gibi moda evlerinin parfüm koleksiyonları büyük başarılar kazandılar. Viktor&Rolf, Narciso Rodriguez gibi yeni nesil modacılar da bu sektöre heyecan getirerek kısa zamanda küçümsenemeyecek ekonomik başarılara imza attılar.

Ekonomik getirilerin dışında marka imajına uluslararası rekabet açısından çok büyük bir katkı söz konusu. Ünlü İtalyan modacılar Domenico Dolce ve Stefano Gabbana parfüm üreticilerinden Procter&Gamble ile yapılan lisans anlaşmasının imza töreninde markanın hedeflediği büyüme oranına ve parfüm koleksiyonlarının ekonomik boyutuna vurgu yapmışlardı. Ünlü modacıların aynı törende sarf ettikleri “Bir markayı dünya çapında tanınmış ve ölümsüz yapabilmek için parfümden daha iyi bir araç yoktur” cümlesi, tartışmanin imaj ve reklâm boyutunu çok iyi bir şekilde ortaya koyuyor.

İçinde bulunduğumuz kriz ortamında bu şekilde bir adım atmak doğru mu?

İlk olarak parfüm ve kozmetik sektörünün krizden etkilenmediğini söyleyelim. İstatistiklere göre parfüm ve çikolata satışları krizden olumsuz etkilenmediler. Bir de kriz dönemlerinde satışı arttırmanın en önemli yolu ürün çeşitlendirmesine gitmektir. Dünya çapındaki markalar yeni modellerini bu dönemlerde ardı ardına çıkarıyorlar; ürün segmentlerini genişletiyorlar. Markaların kendilerini özellikle kriz dönemlerinde tüketicilere hatırlatmaları lazım. Gözden uzak olanın gönülden de uzak olacağını unutmadan, firmalar kriz nedeniyle düşen hasılatlarını ürün çeşitlendirmesine giderek telafi edebilirler. Aksesuar ve özellikle de parfüm bu amaç için biçilmiş kaftan olarak göze çarpıyor.

Özellikle son dönemde yeni nesil modacıların parfüm ve kozmetikte elde ettikleri başarılar da olaya Türk markalarının geleceği açısından pozitif bakmamı sağlıyor. Tom Ford, Narciso Rodriguez, Victor Rolf gibi isimler bu alanda çok büyük başarılar kazandılar. İnsanların artık klasiklerden ziyade yeni ve egzotik markalara yöneldiklerini görüyoruz.

Tabi bütün bunları yaparken kaliteden hiçbir şekilde ödün verilmemesi gerekir. Uluslararası rekabete girebilmesi için birinci sınıf bir parfümün İtalya’da veya Fransa’da; birinci sınıf bir saatinse kesinlikle İsviçre’de üretilmesi gerekir. Tüketicide yarattığı algı açısından ürünün nerede üretildiği çok önemli. Biz de bu nedenle üretim söz konusu olduğunda bu iki ülkeyi tercih ediyoruz.

Röportaj: Zeynep FAZLILAR / Fotoğraf: Hayri SÖNMEZ - Gentleman
Kaynak: www.gercekgundem.com

4 yorum:

shenem dedi ki...

parfüm konusunda çok ama çok açgözlüyüm,canım onu da istio bunu da:)) ama bak çok güsel seçenekler var ama napim yani

C-bell dedi ki...

kesinlikle haklısın shenemcim:) ben de hiç karar veremediğim için alıp duruyorum ama sonu yok tabiii:)

ebvata dedi ki...

Parfüme sardırmadığım için biraz şükrediyorum,fiyatları zaten maşallah ne olurdu haliceğizim :))))

C-bell dedi ki...

ayyy dolar çıktığından beri yurt dışından da alınmıyor ebvatacığım. böyle ekstra indirimler falan olursa ben de o zaman coşuyorum zaten:)